Necip Fazıl Kısakürek Hayatı, Kitapları, Şiirleri ve Eserleri

Necip Fazıl Kısakürek Hayatı

Necip Fazıl Kısakürek şairliğe on iki yaşındayken başlamıştır. Annesinin “oğlum şair ol” arzusuyla ilk adımını atan ve ilk şiirini yayımlayan Necip Fazıl, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı şiirinde gerek düşünce dünyası ve gerekse şiir anlayışı bakımından tek başına bir ekoldür. Dönemin pek çok şairi gibi bohem hayatı içinde şiirlerini kaleme alan Necip Fazıl’ın 1934 yılında Nakşibendi şeyhi “Abdülhakim Arvâsi” ile tanışmasından sonra dünya görüşü gibi şiirini besleyen kaynak da değişmiştir. İslami ve tasavvufi konular şiirlerinde ağırlık kazanmaya başlamıştır. 1960’lardan sonra oluşacak Yeni İslami Akımın öncü şahsiyeti olmuştur.

Yazılarında Ne-Fe-Ka, Hi-Ab-Kö, Ha-A.Ka, Prof. Ş.Ü, Be-De, Adı Değmez, Neslihan Kısakürek, Ahmet Abdülbaki, Ozan imzalarını da kullanmıştır.

İlk olarak “Kaldırımlar şiiriyle ünlenmiş, hatta uzun süre “Kaldırımlar Şairi” olarak anılmıştır, “Kaldırımlar“da şehir hayatı içerisindeki insanın bunalımlarını dile getirir. Sakarya Türküsü, Çile, Bekleyen, Beklenen, Zindandan Mehmed’e Mektup diğer ünlü şiirleridir. Şiirlerinde biçim kusursuzluğuna önem veren şair, halk şiiri geleneğinden yola çıkarak hece ölçüsünü kullanmış, halk şiiri biçimlerini kullanmıştır.

İlk şiirlerinde sürekli bir arayış içinde olan modem insanın arayışı ve huzursuzlukları yer alır, daha sonra dinsel duyuşu yansıtan şiirler yazmıştır. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin “mistik şairi“dir. Felsefeye olan ilgisiyle şiirde mistik bir anlayış ve duyuşa yönelmiştir. Şiirlerinde esrarlı iç âlemini, felsefi görüşlerini etkileyici bir anlatım, temiz ve berrak bir Türkçeyle dile getirmiştir. Şiirlerinde madde-ruh tezadını, insan-evren ilişkisini; insanın iç dünyasını, tutkularını işlemiştir. Korku, ürperlici hayaller, vehimler şiirlerinde sıkça yer alan ögelerdir. Izdırap çeken ruhun sesini şiire taşıyan şairdir.

Büyük beğeniyle karşılanan ilk şiir kitabı “Örümcek Ağı“ndaki şiirlerinde eşyanın ve insanın bilinmeyen içyüzü hissettiren ızdırabın temsilcisi bir şairdir.

Türk Edebiyatı Vakfı, Necip Fazıl Kısakürek’e 1980 yılında “Sultanü’ş-Şüera” (şairler sultanı) unvanını vermiş ve şair bu unvanla anılmıştır.

Şiir ile ilgili görüşlerini 1946’da Büyük Doğu dergisinde bölüm bölüm yayımlanan poetikada açıklamıştır. “Poetika” daha sonra “Çile” kitabının arkasına eklenmiştir.

Esselam” adlı şiir kitabının “yeni zamanların İslami tahassüste ilk temel kitabı” sayılmasını dilemiştir.

Çöle İnen Nur” adlı eseri peygamberimizin hayat hikayesini içeren bir eserdir, biyogralik bir nitelik taşımaktadır.

Necip Fazıl Kısakürek, 1936’da dönemin materyalist dergilerinin karşısına spiritüalist (ruhçuluk) bir felsefeyle çıkmak ister ve haftalık “Ağaç” dergisini (17 sayı) çıkarır. Yazı kadrosunda Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Mustafa Şekip Tunç, Ahmet Muhip Dıranas, Sait Faik Abasıyanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Ali yer almıştır.

1943’te “Büyük Doğu” dergisini çıkarmaya başlamıştır, dergi 1978 yılına kadar kesintilerle 512 sayı çıkmıştır. “Büyük Doğu” dergisiyle Necip Fazıl din ve politika alanlarında çalışmayı ön plana çıkarmıştır.

Necip Fazıl Kısakürek Modern Türk şiirinin mistik şairidir.

Divan edebiyatını, halk edebiyatını, Tanzimat edebiyatını ve Batı edebiyatını en ince ayrıntılarına kadar bilen Necip Fazıl Kısakürek; şiirlerinde sanatından, ruhundan, hissiyatından ve düşüncelerinden izlere yer vermiştir.

Tiyatrolarında güçlü bir yazım tekniği dikkat çeker. Oyunlarının genelinde korku ve kaygı psikolojisini işlemiştir.

Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi dili kullanmada oldukça titiz davranmıştır.

Ağaç, Büyük Doğu, Borazan adlı dergileri çıkaran Necip Fazıl; Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi takma adlar kullanmıştır.

1947 yılında “Sabır Taşı” adlı oyunuyla CHP Piyes Yarışması birincilik ödülünü alan sanatçı, doğumunun 75. yılında ise Kültür Bakanlığı tarafından “Büyük Kültür Armağanı” ödülünü almıştır. Türk Edebiyatı Vakfı tarafından ise “Türkçenin yaşayan en büyük şairi” unvanını almıştır.

İlk dönem şiirlerini koşma tarzıyla yazan Necip Fazıl’ın ilk döneminin en karakteristik şiiri Kaldırımlar şiiridir. Bu dönem Necip Fazıl’ın arayışların, buhranların, ferdi ızdırapların yoğun olduğu dönemidir.

İkinci dönem şiirlerinde (Ahmet Arvasi’yle tanıştığı dönem) dini temalar hakim olan sanatçının bu dönemdeki en güzel şiiri Çile’dir.

Necip Fazıl Kısakürek, “Sakarya Türküsü” şiirini 1949 yılında trenle bir Ankara dönüşü, bozkırlar arasından yol boyunca kıvrıla kıvrıla akışını seyrettiği Sakarya nehrinin verdiği ilhamla yazmış.”

Necip Fazıl Kısakürek Eserleri, Kitapları ve Şiir Kitapları

Necip Fazıl’ın Şiirleri: Çile, Kaldırımlar, Sonsuzluk Kervanı, Örümcek Ağı, Ben ve Ötesi, Şiirlerim, Esselam: Mukaddes Hayattan Levhalar, Hiciv ve Öfke

Necip Fazıl Kısakürek’in Tiyatro Eserleri: Künye, Sabırtaşı, Tohum, Ahşap Konak, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey, Para, Mukaddes Emanet, Yunus Emre, Kanlı Sarık, İbrahim Ethem, Abdülhamit Han, Siyah Pelerinli Adam

Necip Fazıl’ın Hikâye Eserleri: Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikayeler, Hikayelerim

Necip Fazıl’ın Roman Eserleri: Aynadaki Yalan

İnceleme-monografi: Namık Kemal, İlim Beldesinin Kapısı Hazreti Ali, Son Devrin Din Mazlumları, Ulu Hakan II. Abdülhamit Han

Makale-fıkra: At’a Senfoni, Çerçeve, Halkadan Parıltılar, 1001 Hadis, Büyük Doğu’ya Doğru, Büyük Kapı, Peygamber Halkası, İdeolagya Örgüsü, Hacdan, Hitabe

Anı-Otobiyografi: Kafa Kağıdı, Cinnet Mustatili (ilavelerle Yılanlı Kuyudan), Babıali, O ve Ben

Necip Fazıl’ın Tiyatro Eserleri Hakkında: Tohum (ilk tiyatro eseridir, 1935 yılında Muhsin Ertuğrul tarafından sahnelenen oyunda “tohum” Anadolu halkının öz benliğinde mevcut olan ruhun fışkırışı olarak gösterilmiştir.) Bir Adam Yaratmak (Sanatçı incir ağacı üzerine şekillendirdiği oyununda yıkılan Osmanlı Devleti ile yeni kurulan Cumhuriyet arasında bir çatlaktan incir ağacı çıktığını bu ağacın köklerinin geleneği, dallarının ise geleceği temsil ettiğini öne sürmüştür.) Künye (Necip Fazıl Kısakürek, bu eserinde Birinci Dünya Savaşı’nda cepheden cepheye koşmuş, Harbiye Mektebinde hocalık yapmış, Balkan Savaşı’na katılmış, Divan-ı Harpte yargılanmış, şahsi hayatı olmayan bir dava adamının trajik hikâyesini anlatır.) Reis Bey (Bu eserinde bir hakimin verdiği idam kararı öncesi ve sonrasında yaşadığı gelişmeleri yansıtmıştır.)

13 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir