Söz Sanatları

Günlük konuşmalarda, gazete ve dergi yazılarında, düşünsel ya da sanatsal yazı ve yapıtlarda, duygu ve düşüncelerin, haberlerin, istek ve özlemlerin daha iyi, açık ve somut bir biçimde; kimi zaman daha süslü ve gösterişli anlatılması için, benzetmelere, söz oyunlarına, sözü başka anlamlarda kullanmalara (mecazlara); kısacası, özel bir anlatıma başvurulur. Burada, YKS’de sorulması söz konusu olan belli başlı söz sanatları (edebi sanatlar) üzerinde durulacaktır. YKS’de sorulma ihtimali yüksek söz sanatları:

BENZETME (TEŞBİH)

Aralarında benzerlik bulunan iki şeyden, o benzerlik bakımından güçsüz olanı, güçlü olana benzeterek anlatma söz sanatıdır. Benzetme sanatı, üniversite sınavında en çok sorulan söz sanatlarından birisidir.

Not: Benzetme, “mecazlı sanatlar” başlığı altında ele alınsa da bir mecaz sanatı değildir. Çünkü benzetmede sözcükler gerçek anlamlarıyla kullanılır ve bu benzetmeler, zamanla kişisel olmaktan çıkıp sözvarlığının bilinen öğeleri içinde yer alır (tazı gibi, tilki gibi, pamuk gibi, dut yemiş bülbül gibi…). Benzetme sanatında, “benzeyen” ve “kendisine benzetilen”, benzetmenin “asıl öğeleri”dir. “Benzetme yönü” ve “benzetme ilgeci (edatı)” de “yardımcı öğeler”dir.

Uyarı: Her benzetmede dört öğe bulunmayabilir. Sadece asıl öğelerin (benzeyen ve kendisine benzetilen) kullanıldığı benzetmeye, “güzel benzetme (teşbih-i beliğ)” denir.

Hava kurşun gibi ağır

dizesinde, “hava” benzeyen, “kurşun” kendisine benzetilen, “ağır” benzetme yönü, “gibi” benzetme ilgecidir.

Kömür gözlüm seni elden
Sakınırım, kıskanırım

dizelerinde “göz” benzeyen, “kömür” kendisine benzetilendir. Benzetmenin asıl öğeleri kullanıldığı için burada “teşbih-i beliğ” vardır.

EĞRETİLEME (İSTİARE)

Aralarında benzerlik ilgisi bulunan şeylerden sadece birinin -benzeyenin ya da kendisine benzetilenin- kullanılmasıyla oluşturulan benzetme sanatıdır.

Not: Eğretilemede, sadece “kendisine benzetilen” kullanılarak “açık eğretileme”, sadece “benzeyen” kullanılarak “kapalı eğretileme” yapılır. Kapalı eğretilemeler çoğunlukla “kişileştirme” özelliği gösterir. Burada “kendisine benzetilen” kullanılmaz; ama “benzetme yönü” mutlaka belirtilir.

Yuvayı yapan dişi kuştur.

Bu atasözünde “ev” yuvaya, “kadın” dişi kuşa benzetilmiştir. Benzetmenin açıkça, kolaylıkla anlaşıldığı bu cümlede sadece “kendisine benzetilenler” (yuva ve dişi kuş) söylenerek “açık eğretileme” yapılmıştır.

Oğlu, büyüyünce yuvadan uçup gitti.

cümlesinde “oğul” kuşa benzetilmiştir. Sadece “benzeyen”in (oğul) söylendiği bu cümlede “uçmak” benzetme yönü olarak verilmiştir. Böylece “kapalı eğretileme” yapılmıştır.

Açık eğretilemeye örnekler:

* Kaçan balık büyük olur.
* Sabahtan uğradım, ben bir fidana.
* Yüce dağ başında siyah tül vardır.
* Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü.

Kapalı eğretilemeye örnekler:

* Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor.
* Ufukta günün boynu büküldü.
* Derinden derine ırmaklar ağlar,
* Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.

KİŞİLEŞTİRME (TEŞHİS)

İnsan dışındaki varlıklara insan özelliği (kişilik) verme sanatıdır.

Not: Varlığa, sadece kişilik özelliği verilmişse “teşhis”, hem kişilik özelliği verilmiş hem de varlık konuşturulmuşsa “teşhis ve intak” sanatı yapılmış olur.

Kızılırmak nittin allı gelini,
Nasıl aldın allı pullu gelini!

dizelerinde “Kızılırmak”a kişilik kazandırılarak “teşhis” sanatı;

Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
– Tenimde bir yara işler gibisin,
Titrerim rüzgârlar zarar vermesin

dizelerinde ise “teşhis ve intak” sanatı yapılmıştır.

DÜZDEĞİŞMECE (AD AKTARMASI, MECAZ-I MÜRSEL)

Bir sözü ya da sözcüğü, benzetme amacı gütmeden, gerçek anlamı dışında, ilgili olduğu başka bir sözcüğün yerine kullanma sanatıdır. Düzdeğişmecede, sözcükler arasında “parça–bütün, iç– dış, neden–sonuç, yer–insan, yazar–yapıt, eşya–insan… ilişkisi” ya da “çağrışım ilişkisi” bulunur.

• “Tiyatro” yerine “sahne”,
• “Tiyatro sanatçısı” yerine “sahne sanatçısı”,
• “Seçime katılmak” yerine “sandık başına gitmek”,
• “Akıllı değil” yerine “kafasız”
• “Gişedeki görevliye sor.” yerine “Gişeye sor.”
• “O, yazınımızın güçlü bir yazarıydı.” yerine “… güçlü bir kalemiydi.”
• “Orta yaşlı insanlar” yerine “kırlaşmış kafalar…” dersek bu sanatlı söyleyiş gerçekleştirilmiş olur.

KİNAYE

Bir sözün ya da sözcüğün, cümlede (dizede) hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanılması sanatıdır.

Not: Kinaye sanatında, söz arasında, karşımızdakine incelik göstermek için, amacımızı, anlamı kapalı sözler kullanarak, ama aslında “mecaz anlamı” kastederek söyleriz.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

cümlesinde, hem “Bir yerden duman çıkıyorsa orada ateş vardır.” gerçeği düşündürülüyor hem “Bir dedikodu varsa ona neden olacak bir olay meydana gelmiştir.” denmek isteniyor.

Onun kapısı, her zaman herkese açıktır.

cümlesinde de “kapının açık olması” sözüyle hem gerçek anlamıyla “kapının açık durumda olduğu” hem de “kişinin konukseverliği” anlatılmak istenmektedir.

İĞNELEME (TARİZ)

Sözün ya da kavramın, gerçek ya da mecaz anlamının tam tersini kastetme sanatıdır.

Not: Tariz sanatında, birini küçümseme, alaya alma, iğneleme amacı güdülür. Ancak, burada, zekice bir buluş, yaralamayan bir anlatım söz konusudur.

• İşine geç kalan birini:
“Bu saate kadar nerde kaldın!” diye azarlamak yerine, ona: “Bugün pek erkencisin; yola geceden mi çıktın?” dersek “tariz” yapmış oluruz.

EŞSESLİLİK (CİNAS)

Söylenişleri aynı, anlamları farklı sözcükleri birlikte kullanma sanatıdır. Not: Eşsesli sözcüklerle “cinas” ve “cinaslı uyak” yapılır. Özellikle “cinaslı maniler” bunun tipik örnekleridir.

Almadan
Kokun aldım almadan (elmadan)
Bir de yüzün göreyim
Tanrı canım almadan

dizelerindeki “almadan” sözcükleri, anlamları farklı sözcüklerdir. Bu sözcüklerin söyleniş ve yazılış benzerliklerinden yararlanılarak sağlanan ses uyumu “cinas”tır.

TEVRİYE

Bir sözcüğün, iki farklı gerçek anlamı sezdirecek biçimde kullanılması sanatıdır. Sözcüğü yakın anlamıyla kullanır görünerek, sözcüğün uzak anlamını anlatmak amaçlanır.

Gülyağını eller sürünür, çatlasa bülbül

Bu dizedeki “eller” sözcüğü, hem “organ” hem de “yabancı” anlamlarını verecek biçimde kullanılmıştır.

UYGUNLUK–İLGİ (TENASÜP)

Aynı konuyla ya da anlam bakımından birbiriyle ilgili olan, birbirini anımsatan sözcüklerin bir arada kullanılması sanatıdır.

Gözün sadefinden nice dürdâne dökersin
Şol dişi güher dudağı mercan ere umma

(Gözünün sedefinden inci taneleri döküyorsun, ama o dişleri mücevher, dudakları mercan olan güzelin geleceğini
umma.)

Bu beyitte; “sadef (sedef), dürdane (inci), güher (mücevher), mercan” sözcükleri anlamca ilgili olan sözcüklerdir. Bu sözcükler bir araya getirilerek güzel, uyumlu dizeler oluşturulmuştur.

KARŞITLIK (TEZAT)

Bir varlıkla ya da durumla ilgili olarak çelişik özelliklerin belirtilmesi ya da aynı varlığın karşıt niteliklerinin gösterilmesi sanatıdır.

Uyarı: Tezat sanatında karşıt anlamlı sözcüklerin art arda sıralanması değil, çoğunlukla “aynı varlığın karşıt durumları”ndan söz edilmesi söz konusudur.

Gülmek ol gonceye münasibdir
Ağlamak bu dil-i hazîne gerek
(Bâki)

(Baki, “Gülmek, o “gonce” gibi güzele yakışır; ağlamaksa benim hüzünlü gönlüme gerekir.” derken karşıt durumları bir arada kullanmıştır. Burada “gülmek-ağlamak” ve “gülen (mutlu) gonca ile hüzünlü gönül” arasında tezat vardır.)

Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

Bu dizelerde aynı varlığın (aynalar) iki karşıt durumu (dost–düşman görünmek) dile getirilmiştir.

GÜZEL NEDENLEME (HÜSN-İ TA’LİL)

Bir olay ya da olgunun, asıl nedeninden başka, şairce bir nedene bağlanması sanatıdır.

O kadar çaldı ki yürekten
Türküler aşındırdı kavalı

Bu dizelerde, kavalın aşınması, “türkülerin yürekten söylenmesi” gibi hayali, güzel bir nedene bağlanmıştır.

BİLMEZLİKTEN GELME (TECAHÜL-İ ARİF)

Bilinen bir gerçeği, nükte olsun diye ya da bir anlam inceliği yaratmak için, bilmezlikten gelme sanatıdır.

İçemezdim suyundan
Dibi yosundu, sahi!
İmkânı yok, inanmam;
Bu başka sürahi.

Behçet Necatigil, bu dizelerde evine gelen bir hanımın sürahi dahil her şeyi, her tarafı temizleyip pakladığını biliyor; ama bilmez görünüyor. “inanmam; bu başka sürahi” sözlerinden bunu anlıyoruz.

ANIMSATMA (TELMİH)

Söz arasında, ünlü bir kişiyi ya da geçmişte yaşanmış ve herkesçe bilinen bir olayı, söylenceyi (efsaneyi) anımsatma sanatıdır. “Telmih”te amaç, anımsatılan kişinin, olayın, söylencenin etkileyiciliğinden yararlanarak duyguları daha etkili anlatmaktır.

Gel etme karınca kardeş,
Ağustosböceğine acı;
Kabahat onun mu sanki
Şarkı söylediyse bütün yaz?

Bu dizelerde Lafontaine’in ünlü fablı “Ağustosböceği ile Karınca” anımsatılarak “telmih” sanatı yapılmıştır.

ABARTMA (MÜBALAĞA)

Söze etkileyicilik kazandırmak için, bir varlığı ya da olayı olduğundan çok daha büyük ya da küçük gösterme sanatıdır.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.

dizesinde şair (M. Akif), Türk ulusunun bağımsızlık uğruna yapabileceklerini etkili bir sözle dile getirmek için “mübalağa” yapmıştır.

ALİTERASYON

Ses uyumu, güzelliği yaratmak için bir dize ya da cümlede aynı seslerin art arda kullanılmasıdır.

Kargayı, kuzgunu kovardı, kondurmazdı. (Dede Korkut’tan) cümlesinde “k” sesinin yinelenmesiyle aliterasyon yapılmıştır.

YİNELEME (TEKRİR)

Sözün etkisini artırmak için bir sözcük ya da sözü art arda yineleme sanatıdır.

Çal sevdiceğim, çal güzelim, çal meleğim çal

Bu dizedeki “çal” sözcükleri yinelenerek tekrir sanatı yapılmıştır.

AÇMA VE YAYMA (LEFF Ü NEŞR)

Şiirde ya da yazıda, iki ya da daha çok şeyi andıktan sonra, onların anlamını açmak için, onlarla anlamca ilgili sözcük ya da sözleri sıralama sanatıdır.

Aşktır yıldızları seyrettiren; aşktır ay ve günü devrettiren
                       1                 2                             1                      2

dizesinde, “yıldızlar” ile “ay ve gün” sözcükleri, “seyrettiren (yürüten)” ile “devrettiren (döndüren)” sözcükleri arasında bir simetri yaratmak amaçlanmıştır.

“Bağ-ı dehrin hem hazanın, hem baharın görmüşüz
Biz neşatın da gamın da rûzigârın görmüşüz.”

(Dünya bahçesinin hem ilkbaharını, hem sonbaharını
görmüşüz; (yani) biz, sevincin de üzüntünün de zamanını
(çağını) görmüşüz.)

Bu dizelerden ilkindeki “hazan” ve “bahar” karşılığında ikincide “gam” (üzüntü) ve “neşat” (mutluluk, sevinç) kullanılmış.

Uyarı: “Seci” düzyazıda, art arda gelen cümleler içinde birbiriyle uyaklı sözcükler kullanmaktır. Buna, “iç kafiye” de denir. Seci, bir “söz sanatı” değildir.

Anasına bak, kızını al; kenarına bak, bezini al.

Bu atasözünde kız ve bez sözcükleri arasında seci (iç uyak) vardır.

Uyarı: Bazı söz sanatlarının birden fazla ismi olduğu için parantez içinde de farklı isimlerini verdik. ÖSYM her ikisini de sorabileceği için söz sanatları konusuna çalışırken tüm isimlendirmeleri öğrenmeye çalışın.

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir