Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı Özellikleri

Göktürklerin en büyük destanıdır. Bir yenilgi sonunda Ergenekon’a kaçan Göktürklerin orada nasıl çoğaldıkları ve demir bir dağı delerek oradan nasıl çıktıkları anlatılmaktadır. Ergenekon, Türklerin yüzyıllar boyunca çift sürerek, maden işleyerek, avcılık yaparak yaşamlarını sürdükleri, çevresi yüksek, aşılmaz dağlarla çevrili kutsal bildikleri toprakların adıdır. Ergenekon Destanında Türklerin bu topraklardaki 400 yıl süren macerası anlatılmaktadır. Ergenekon Destanında demir dağı eritme olayı Göktürklerin demircilikle uğraşmalarıyla ilgilidir. Ergenekon Destanının orijinal biçimi günümüze ulaşmamış ancak özeti bilinmektedir.

Ergenekon Destanı XIII. yüzyılda, İlhanlı (Moğol) tarihçisi Reşidüddin (ö.1318) tarafından “Cami’üt-Tevarih” adlı Farsça eserde ilk defa tespit edilip yazılı hale getirilmiştir. Ergenekon Destanı, daha sonra Ebulgazi Bahadır Han (1615-1663), Reşidüddin’in eserinden yararlanarak “Şecere-i Türk” adlı eserde kaydetmiştir.

Canik’e doğru sefere çıkar ancak yolda pusuya düşürülerek öldürülür ve vasiyet’ üzerine Niksar Kalesi karşısında bir yere gömülür. Danişmend Gazi’nin ölümünden sonra Hristiyanlar fethedilen bölgeleri tekrar alırlar. Melik Danişmend’in oğlu Gazi Bey/Melik Gazi (öl. 1134) Bağdat’a giderek Halife’ye varır. Halife onu Selçuklu Sultan, Süleyman Şah’ın kız kardeşi ile evlendirir ve onun başkomutanı yaptırır. Gazi Bey, Anadolu’yu fetihle görevlendirilen Süleyman Şah’ın yanında ba-basının fethettiği bölgeleri Hristiyanların elinden geri alır. Niksar’da babası için bir türbe ve tekke yaptırır. Melik Danişmend’in ölümüyle biten oğlu Gazi Bey’e ait hadiseleri de kısaca özetleyen destan, bundan sonra Gazi Bey’in oğlu Yağı Basan’ın hâkim olduğu ve daha sonra Kutbettin, Rüknettin ve Sultan Gıyasettin’in tahta geçtiklerini söyleyerek Danişmend Gazi f ütuhatını Anadolu Selçuklularının hâkimiyetine bağlar. Destan, bütün olayları birbiri arkasına devam ettirerek anlatır.]

Ergenekon Destanı Özet

Moğol ilinde Oğuz Han soyundan İl Han’ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han, Moğol ülkesine savaş açtı. 11 Han’ın yönetimindeki orduyu Kırgızlar başka boylardan da yardım alarak yendi; il Han’ın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız İl Han’ın küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ve eşi kaçıp kurtulmayı başardılar. Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeye karar verdiler. Yaban koyunlarının yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçide vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli ayların bulunduğu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere, dağ kemeri anlamında “Ergene” sözcüğüyle “dik” anlamındaki kon” sözcüğünü birleştirerek ‘Ergenekon” adını verdiler. Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki Ergenekon’a sığamadılar. Atalarının buraya geldiği geçidin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmını eritilirse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İl Han’ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının öcünü aldılar. Ergenekon’dan çıktıkları gün olan 21 Mart’ta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce hakan, daha sonra baylar demiri örsün üstüne koyarak döverler. 21 Mart, günümüzde de hem özgürlüğe kavuşulan yeni günün (nevruz) hem de baharın bayramı olarak kutlanmaktadır…]

Oğuz Kağan özetini okumak için buraya tıkla 🙂

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir