Oğuz Kağan Destanı

Oğuz Kağan Destanı Özellikleri

Oğuz Kağan Destanı Hun Türklerine ait bir destandır. Oğuz Kağan Destanında, Oğuz Kağan adlı bir milli kahraman ve onun çevresinde gelişen olaylar anlatılmaktadır. Oğuz Kağan’ın Hun hükümdarı Mete Han olduğu tahmin edilmektedir. Gerçekten de Mete’nin tarihi kişiliği ile destan kahramanı Oğuz’un kişiliği arasında büyük benzerlikler vardır. Destanda tarihi ve mitolojik olaylar iç içedir. Oğuz Kağan, hem kişilik hem de fiziki görünüşüyle ideal bir tip olarak ortaya çıkar. Destanın dört farklı şekli bilinmektedir. Yazıya geçmiş şekillerinden manzum da mensur olan da vardır. VIII. yüzyılda yazıya geçirilmiş olan metin, İslamiyet öncesi döneme aittir. Destan XIII. yüzyılda tekrar yazıya geçirilmiştir. XIII. yüzyılda yazıya geçen Oğuz Kağan Destanı, tamamıyla İslami bir kimlik kazanmıştır. Oğuz Kağan Destanı, Oğuz Kağan adlı bir hükümdarın savaşlarının ve Türklerin o zamanki durumunun anlatıldığı bir destandır. MÖ. 2. asırda doğmuştur. Bu destanda Oğuz Kağan tarafından Türk halkına güçlü olmanın yollarını anlatılmaktadır. Elimizde bu destana ait üç farklı varyant bulunmaktadır.

Oğuz Kağan Destanı Özeti

…Günlerden bir gün Ay Kağan’ın gözü patladı, bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü mavi, ağzı ateş kızılı, gözleri ala, saçları ve kaşları kara idi. Güzel perilerden daha güzeldi. Bu çocuk anasının göğsünden ağız, (ilk sütü) emdi, bir daha emmedi. Çiğ et, aş, şarap diledi. Dile gelmeye başladı. Kırk günden sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi, beli kurt beli gibi, omuzu samur omuzu gibi, göğsü ayı göğsü gibiydi. Bütün vücudu tüylü idi. At sürüleri güder, atlara biner, av avlanırdı. Günlerden ve gecelerden sonra yiğit oldu. O çağda, orada bir orman vardı. Bu ormanda büyük bir gergedan vardı. At sürülerini, insanları yerdi. Oğuz Kağan, cesur, kahraman kişi idi. Bu gergedanı avlamak istedi. Silahlanıp ormana gitti, gergedana öldürdü. Yine günlerden bir gün Oğuz bir yerde Tanrıya yalvarırken karanlık bastı, gökten mavi bir ışık indi. Oğuz bu ışığa doğru yürüdü, o ışığın içinde yalnız başına oturan bir kız gördü, sevdi, aldı. Günlerden gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu.

Bunlara Gün, Ay, Yıldız adlarını koydular. Yine bir gün Oğuz Kağan ava gitti, göl ortasındaki bir ağacın kovuğunda yalnız başına oturan çok güzel bir kız gördü, Oğuz onu sevdi, aldı. Günlerden gecelerden sonra kız, üç erkek çocuk doğurdu. Bunlara da Gök, Dağ, Deniz adlarını koydular. Bundan sonra Oğuz Kağan büyük bir ziyafet verdi. Ziyafetten sonra beylere ve halka Kağan olduğunu bildirdi. Dört yana emirler yolladı, bildiriler yazıp elçilerle gönderdi, başka kağanlardan itaat diledi. Sağ yanındaki Altın Kağan (Çin Hükümdarı) Oğuz Kağan’a itaat etti. Sol yanındaki Urum Kağan (Bizans imparatoru) Oğuz Kağan’ın emrini dinlemedi. Oğuz Kağan öfkelendi, askeri ile onun üzerine yürüdü. Buz-Dağ eteklerine vardı, çadırını kurdurup uyudu. Sabahleyin Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi, o ışıktan gök tüyü, gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Oğuz Kağan, bu kurdun kılavuzluğuyla Müren Denizi kıyısına vardı, orada Urum Kağan’ı yendi. Urum Kağan kaçtı, Oğuz Kağan onun kağanlığını ve halkını aldı.

Urum Kağan’ın kardeşi Uruz (Rus) Bey’in oğlu, Oğuz Kağan‘a armağanlar göndererek ona itaat ettiğini bildirdi; Oğuz Kağan ona, şehri iyi sakladığı için Saklap (İslav) adını verdi. Oğuz Kağan oradan İtil (Volga) ırmağına vardı, Irmağı geçme çaresini bulan beye Kıpçak adını verdi, onu oraya bey yaptı. Yine önüne çıkan gök kurdun kılavuzluğuyla Buz Dağa vardı. Orada Oğuz Kağan‘ın çok sevdiği aygır atı dağa kaçtı, bir bey atı bulup getirdi; soğuk dağda üstü başı karla bembeyaz örtülmüş olan bu beye Oğuz Kağan, Karluk adını verdi ve onu oradaki beylere baş yaptı. Yolda altın duyarlı, gümüş pencere”, demir çatılı, anahtarsız bir ev gördü. Orada kalıp bu evi açtıktan sonra orduya gelmesini emrettiği becerikli bir ere Kalaç (Kal-aç) adını verdi. Çürçet Kağanı’yla savaştı, onu yenince ele geçirdiği bol ganimetleri taşıyacak bir kağnı yapan bir ere de Kanğaluğ (Kanıklı) adını verdi. Gök kurdun kılavuzluğuyla Sindu (Hind), Tangut ve Şagam (Şam) taraflarına yürüdü, oraları da aldı, kendi yurduna kattı. Daha sonra güneyde Barkan denilen ve halkının yüzü kapkara olan yerin kağanı Masar’ı, yendikten sonra yurduna, evine doğru yola koyuldu.

  Oğuz Kağan‘ın ak sakallı, kır saçlı, çok akıllı bir veziri vardı; adi Uluğ Türk’tü. Uluğ Türk, bir gece rüyasında doğudan batıya uzanmış altın bir yay ve kuzeye doğru giden üç gümüş ok gördü. Oğuz Kağan onun öğüdünü dinleyerek büyük oğulları Gün, Ay, Yıldız, doğu yönüne, küçük oğulları Gök, Dağ, Deniz’i de batı yönüne ava yolladı. Doğuya gidenler bir altın yay bulup getirdiler, Oğuz Kağan sevindi, güldü, yayı üçe böldü, ‘Yay gibi oklan göğe kadar atın.” dedi; batıya gidenler üç gümüş ok bulup getirdiler, Oğuz Kağan sevindi, güldü, aktan üçe üleştirdi, ‘Yay oku attı, siz de oklar gibi olun.” dedi. Ondan sonra büyük bir kurultay topladı, sağ yanına Bozoklar, sol yanına Üçoklar oturdu. Kırk gün kırk gece yediler, içtiler, sevindiler. Ondan sonra Oğuz Kağan yurdun bölüp oğullarına verdi… (Cevdet Kudret Solok, “Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi”)

Cengiz Han destanı için buraya tıklayabilirsin 🙂

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir