İslamiyet Öncesi Türk Destanları

İslamiyet Öncesi Türk Destanları şunlardır:

 

Yaratılış Destanı

Dünyanın yaratılışını anlatır. Evrende başlangıçta yalnızca Tanrı Ülgen vardı. Sonra Tanrı Ülgen altı günde aşama aşama dünyayı yarattı.Daha sonra bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü, ondan da insanı yarattı ve ona Erlik adını verdi. Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik’in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı.

Alp Er Tunga Destanı

Alp Er Tunga, MÖ VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga’nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev’in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile İranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga’nın ölümünde söylenmiş bir sagu Divanü Lügat’it -Türk’te bulunmuştur. Ancak bununla ilgili asıl bilgi “Şehname” adlı İran destanında vardır.

Şu Destanı

Şu adındaki bir hükümdarın Büyük İskender’in Türk illerine yürüyüşü sırasında onunla yaptığı savaşları anlatır. Sonunda Şu, İskender’le anlaşır ve Balasagun yöresine yerleşir. Bazı Türk boylarının adlarının nereden geldiğini izah etmesi yönüyle önemlidir. Bu destandan da Divanü Lügat’it –Türk’te bahsedilmektedir.

Oğuz Kağan Destanı

Oğuz Kağan adlı bir hükümdarın savaşlarının ve Türklerin o zamanki durumunun anlatıldığı bir destandır. MÖ 2. asırda doğmuştur. Bu destanda Oğuz Kağan tarafından Türk halkına güçlü olmanın yollarını anlatılmaktadır. Elimizde bu destana ait üç farklı varyant bulunmaktadır.

Attila Destanı

Batı Hun hükümdarı Attila’nın fetihleri etrafında oluşmuştur. MS 5. yüzyılda Avrupa’ya korkulu yıllar yaşatan Attila, Rusya’dan Fransa’ya kadar bütün Avrupa’yı almış, Roma’ya kadar uzanmıştır. Destanda onun ölümüyle ilgili söylenen ağıtta bir ölüm feryadı değil, kahramanlıkları anlatılmaktadır.

Bozkurt Destanı

Bozkurt Destanında bir baskın sonucu yok olan Türk soyundan geriye kalan tek çocuğa bir dişi kurdun (Asena) sahip çıkması ve o çocuğun neslinden tekrar Türk ırkının ortaya çıkması anlatılmaktadır.

Ergenekon Destanı

Düşmanları tarafından yenilen Türklerin, yok olma aşamasına geldikten sonra nasıl eski güçlü hallerine döndüklerini anlatan bir destandır. Düşmanın elinden kaçabilen iki aile, yolu izi olmayan Ergenekon’a gelmiş orada dört yüzyıl büyüyüp çoğalmışlar ve önlerinde yol almalarını engelleyen bir demir dağı eritip Ergenekon’dan çıkmışlardır; atalarının düşmanlarını yenip Gök-Türk devletini kurmuşlardır.

Türeyiş Destanı

Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeple ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt sesine benzerdi.

Göç Destanı

Uygur hükümdarının, Çinlilerle savaşmamak için oğlu Gali Tigin’i Çin prensesiyle evlenmek istemesi ve Çinlilerin bu prenses karşılığında Türklerce kutsal sayılan “Kutlu Dağ” adlı taşı almalarını anlatır. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin’e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Taşı Çinlilere verdikten yedi gün sonra Gali Tigin öldü. Uygur ülkesine kıtlık ve kuraklık çöktü. Uygur halkı yurtlarını terk edip Beş Balıg denilen yere yerleşti. Destanın en önemli özelliği değersiz bir taş parçasının bile hiçbir şey uğruna düşmana verilmeyeceği inancını anlatmasıdır

1 Yorum

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir