Yedi Meşaleciler, Yedi Meşalecilerin Temsilcileri ve Özellikleri

Yedi Meşaleciler, Yedi Meşalecilerin Temsilcileri ve Özellikleri

Yedi Meşaleciler Temsilcileri

Yedi Meşaleciler Topluluğunun Oluşması

Yedi Meşaleciler Topluluğunun üyeleri çeşitli sebeplerle tanışmışlar, bir araya gelmişlerdir. Topluluğun üyeleri Sabri Esat Siyavuşgil’in Kadıköy’deki ve Yaşar Nabi Nayır’ın Şehzadebaşı’ndaki evinde toplantılara devam etmişler. Yedi Meşaleciler topluluğu, bir edebi okul değil, edebi bir topluluktur. Ortak kitaplarına isim olarak önceleri Fransız edebiyatındaki Pleiade (Süreyya) topluluğunun adını düşünürler. Fakat bunu yabancı bularak tercih atmazlar. Pleiade’nin Türkçesi olan “Ülker” de yaygın değildir. Daha sonra Cevdet Kudret Solok “Yedi Kollu Şamdan” adını teklif eder. Dışarıdan biri olan Reşit Süreyya’nın önerdiği “Yedi Güneş” adı düşünülüp tartışılmış, ancak kullanılmamış. Ayrıca “Yedi Dağın Çiçeği”, “Yedi Veren Gülü”, “Yedi Ses”, “Yedi Yıldız” isimleri düşünülmüş. Sonunda Sabri Esat Siyavuşgil’in teklif ettiği “Yedi Meşale” isminde görüş birliğine varılmıştır. “Yedi Meşale“, soluk hislerin karardığı edebiyatı aydınlatacak bir sembol olarak düşünülmüştür. Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan ilk edebi topluluktur. Özgün bir edebiyat oluşturamadan kısa sürede dağılmıştır. Bu yönüyle Fecri-ati’ye benzer.

Yedi Meşale Şiir Kitabı

Servet-i Fünün’da yazan ve şiirlerini ortak bir kitapta bir araya getirmeyi düşünen Kenan Hulusi Koray, Muammer Lütfi Bahşi, Ziya Osman Saba, Vasfi Mahir Kocatürk, Sabri Esat Siyavuşgil, Yasar Nabi Nayır ve Cevdet Kudret Solok, 1928 yılında ortak bir parayla Yedi Meşale adlı ortak bir kitapta şiirlerini yayımlamışlar. Kitaba yazdıkları “Mukaddime / Ön söz”de şiirle ilgili görüşlerini açıklamışlardır. Kitabın ön sözünü Yaşar Nabi Nayır yazmıştır.

Yedi Meşaleciler Şiir Görüşleri

  • “Edebiyatımız öldü ölüyor” diyenler, gençlerin eserlerini okumadan konuşanlardır. Onlar öyle hareket etmekle “fuzuli bir tefâhur ve malumât-furüsluk” göstermektedirler.
  • Edebiyatımız gerçi dünya edebiyatına göre geri kalabilir. Fakat böyledir diye aradaki mesafeyi taklitle kapayacak değillerdir. Tam tersine, hem taklitten edebiyatı, hem bu baş belasından kendilerini kurtarmayı “en büyük vazife” bileceklerdir.
  • Kendi şahsi duygularının, neşe ve sevgilerinin, nefret ve acılarının ifadesine mümkün mertebe az yer vereceklerdir.
  • Marazi duygular, iğreti ve klişe benzetmeler, köksüz fikirler onlardan asla iltifat görmeyecektir: “…son zamanların renksiz ve dar Ayşe, Fatma terennümlerine yer vermeyecekler, duygularını başkalarının manevi yardımlarına muhtaç kalmadan ifade etmeye çalışacaklardır.
  • Kâri’ler (okurlar) aynı his ve fikirlerin değiştirile değiştirile kendilerine sunulmasından bıktılar, usandılar… Bu çürük zihniyetle mücadele edeceklerdir.
  • “Canlılık, samimiyet ve daima yenilik” olacaktır. Uzun sürmeyen bir hareket olarak “Yedi Meşalecilerin şiirlerinden, onların batıdaki Parnasizm akımından etkilendikleri anlaşılmaktadır.”
  • 1928’de kurulmuştur.
  • Hece ölçüsünü geliştirmek amacıyla ortaya çıkmıştır.
  • “Canlılık, samimiyet ve daima yenilik” sloganıyla hareket etmişlerdir.
  • Varlaine, Mallerma gibi Fransız şairleri örnek almışlardır. Anadolu’yu yurtseverlik anlayışıyla anlatmayı düşünmüşlerdir ancak pek başarılı olamamışlardır.

Meşale Dergisi

Yayımladıkları ortak kitap hayli ilgi uyandırınca, Yusuf Ziya Ortaç, Sabri Esat Siyavuşgil aracılığı ile gençlerin “Meşale” adlı bir dergi etrafında toplanmalarını önermiş; bunun üzerine, Ankara’da “Meşale” [Sayı: 1-8, 1 Temmuz 1928-15 Ekim1928] adlı dergiyi yayımlamışlardır. Dergi on beş günde bir yayımlanır. Ancak, o yıl harf inkılâbı yapıldığı için başka pek çok dergi gibi dergi yayımını sürdüremez ve kapanır. Dergi kapandıktan sonra topluluk üyeleri eserlerini başka dergilerde yayımlarlar.

Yedi Meşalecilerin Tepkileri ve İtirazları

Başlangıçta “… memleketimizde son edebi cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek arzusu” ile Milli Edebiyat yazarları ve bilhassa Faruk Nafiz Çamlıbel ile odaklaşan ‘hecenin beş şairine’ tepki olarak ortaya çıkmıştır. Beylik edebiyat haline gelen memleket edebiyatına Garip akımından önce karşı çıkan topluluktur. Beş Hececiler’in şiirlerini sığ olmakla suçlamışlardır. Kendilerinden önceki şiir a-layışını “hep aynı vefasız sevgiliden başka bahsedecek bir şey bulamamak”, Servetifünun ve Fecriati şiir anlayışın, “dünün mızmız ve soluk hislerini terennüm etmek”, memleket edebiyatını “son zamanlarda renksiz ve dar Ayşe, Fatma terennümü” olarak nitelendirip karşı çıkmışlardır.

Yedi Meşale Topluluğunun Amaçları ve İlkeleri

Edebiyat dünyasında bir tıkanıklık olduğundan yakınmışlardır, kendilerini sanat aşkıyla çalışan gençler olarak nitelendirmişlerdir. Türk şiirine yeni ufuklar getirmeyi amaçladıklarını ifade ettiler, Fransız edebiyatını örnek alıp izleyeceklerini söylemişlerdir. “Sanat sanat içindir” anlayışını benimsemişlerdir. İlkelerini “samimiyet, canlılık, içtenlik ve daima yenilik” kavramlarıyla açıklamışlardır. Taklitçilikten kurtulup “özgün bir edebiyat” oluşturmayı düşünmüşlerdir. Konularda yenilik ve genişlik getirmek istemişlerdir. ifade bakımından da yeni olmaya çalışmışlardır.

Yedi Meşalecilerin Etkilendiği Akım

Kişilerin iç dünyasına, eşyalara ve olaylara izlenimci (empresyonist) bir ressam gibi bakmışlardır. Şiirleri ustaca yapılmış tablo gibidir. Şiirlerinde parnasizm akımının da etkileri vardır.

Yedi Meşale Şiirinin Özellikleri

Geçmişin mistik ve kişisel duygularının dair çevresini aşarak konuları genişletmeyi amaçlamışlardır. Saf (öz) şiiri savunmuşlardır. Yedi Meşale şairlerinin tümü, kişisel duygular ağırlıklı şiirler yazmışlar, imaj ve sembollerden faydalanarak dış dünyayı bir ressam gibi yansıtmaya çalışmışlardır. Ölçü ve kafiyeye bağlı kalmışlardır. Biçim bakımından bir yenilik getirmeyi düşünmemişlerdir. Hece ölçüsüyle yazmışlardır. En çok 7+7 duraklı hece ölçüsü kalıbını kullanmışlardır. Edebiyatımızda pek kullanılmamış nazım biçimlerini de kullanmışlardır. Nazım birimi olarak en çok üçlükleri tercih etmişlerdir.

Yedi Meşaleciler Topluluğunun Dağılması

Hedeflerini gerçekleştirmeden ve Türk şiirine hiçbir yenilik getiremeden beş ay gibi kısa bir sürede dağılmışlardır. Eleştirdikleri Beş Hececilerin devamı olmaktan öteye gidememişler, sanatçılar topluluk dağıldıktan sonra bağımsız birer isim olarak çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

Vasfi Mahir Kocatürk, Yedi Meşaleciler topluluğu için şunları demiştir:

Yedi Meşale“ye birçokları bir edebi okul gözüyle baktıkları için birtakım vasıflar aradılar ve türlü türlü kusurlar buldular. Gerçi Yedi Meşale şairlerinde müşterek gibi görünen ve kendilerinden evvelki nesilden ayrılan bazı küçük yeni duyuşlar vardı. Fakat bunun yepyeni bir edebiyat telâkkisi ile de hiçbir alâkası olamazdı. Esasen Yedi Meşale muayyen bir edebiyat okulunun beyannamesi değil, muhtelif seciyeleri ve telâkkileri olan yedi gencin bir araya toplanmış eserleri idi. Ahmet Haşim’in dediği gibi, Yedi Meşalecilerin en büyük muvaffakiyeti kendilerinden bahsettirebilmek olmuştur. Yedi Meşale ne muayyen bir sanat telâkkisinin ifadesi, ne bir okul, ne de fevkalade bir kıymettir. Bu grubu teşkil eden şairlerin aralarında bir bağ vardı: Arkadaşlık…”

Yedi Meşaleciler Sanatçıları

ZİYA OSMAN SABA (1910-1957)

Yedi Meşaleciler içinde şiire en sadık sanatçıdır. Şiirlerinde çocukluk özlemi, anlara düşkünlük, ev ve aile sevgisi, Allah’a kulluk, kadere boyun eğiş, ölüm, öte dünya özlemi gibi konuları işlemiştir. Naif, yumuşak ve üzgün bir üslubu vardır. Önceleri hece ölçüsüyle yazarken sonradan serbest şiire de yönelen sanatçının en tanınmış şiiri Sebil ve Güvercinler’dir. Fransız sembolistlerinden etkilenmiştir. Öyküleri aynı zamanda birer anı özelliği gösterir. Ziya Osman Saba eserleri: Sebil ve Güvercinler, Nefes Almak, Geçen Zaman (Şiir) Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Değişen İstanbul (Hikâye)

VASFİ MAHİR KOCATÜRK (1907-1961)

Âşık tarzı şiirleriyle tanınmıştır. En çok kahramanlık, fedakârlık, milli duygular, vatan ve millet sevgisi gibi temalar işlemiştir. Şiirin yanı sıra manzum oyunlar, çocuk hikâyeleri, liseler için ders kitapları yazmış; antolojiler ve edebiyat araştırmaları yapmıştır. Vasfi Mahir Kocatürk Eserleri: Dağların Derdi (Yedi Meşaleciler’le birlikte) , On İnkılap, Tunç Sesleri , Geçmiş Geceler, Bizim Türküler, Ergenekon , Hayat Şarkıları (Şiir) Yaman, Sanatkâr (Tiyatro) h En Güzel Türk Manileri, La Fontaigne Hikâyeleri, Şaheserler Antolojisi, Divan Şiiri Antolojisi, Osmanlı Padişahları, Türk Edebiyatı Şaheserleri, Tekke Şiiri Antolojisi, Metinlerle Edebiyat, Namık Kemal, Şiir Defteri, Hikâye Defteri, Namık Kemal’in Şiirleri, Ziya Paşa’nın Şiirleri (Deneme-inceleme-antoloji)

SABRİ ESAT SİYAVUŞGİL (1907-1968)

Şiirle başladığı sanat hayatına sonradan psikoloji, eğitim, folklor alanlarında ve çeviri sahasında devam etmiştir. Şiirlerinde ekspresyonist bir hava sezilir. Eşya ve onun görünüşünden yola çıkarak güçlü betimlemelerle örülü canlı şiirler yazmıştır. Odalar ve Sofalar şiiri ünlüdür. Sabri Esat Siyavuşgil Eserleri: Odalar ve Sofalar (Şiir) İstanbul’da Karagöz ve Karagöz’de İstanbul, Psikoloji ve Terbiye Bahisleri, Folklor ve Milli Hayat, Tanzimat’ın Fransız Efkâr-ı Umumiyesinde Uyandırdığı Yankılar (İnceleme-Deneme) İki Başlı Kartal (Çeviri)

MUAMMER LÜTFİ BAHŞİ (1903-1947)

Yedi Meşale’deki diğer arkadaşlarıyla birlikte şiirler yazmıştır. Aruz ölçüsü, hece ölçüsü ve daha sonra da serbest nazımla yazdığı şiirleri başarılı değildir. Yedi Meşale topluluğu dağıldıktan sonra Anadolu’da, pek de yaygın olmayan yerel gazete ve dergilerde yazmıştır. Şiirlerini ve yazılarını bir kitap halinde yayımlamamıştır.

CEVDET KUDRET SOLOK (1907- 1992)

Edebiyata şiirle başlamış, heceyle ve daha sonra serbest ölçüyle şiirler yazmıştır. Şiirlerinde Servet-i Fünun sanatçılarının karamsarlığı ve bireyselliği sezilir. Daha sonra yöneldiği öykü ve romanlarında kendi hayatından kesitler yansıtmıştır. Tiyatro da yazan sanatçı, daha çok inceleme, araştırma alanında eserler vermiş, ders kitapları yazmıştır. Eserlerinde açık ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Cevdet Kudret Solok Eserleri: Birinci Perde (Şiir) Sokak (Hikâye) Sınıf Arkadaşları, Havada Bulut Yok, Karıncayı Tanırsınız (Roman) Tersine Akan Nehir, Rüya İçinde, Danyal ve Sara, Kurtlar (Tiyatro) Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman, Örneklerle Edebiyat Bilgileri (İnceleme)

YAŞAR NABİ NAYIR (1908- 1981)

Sanat hayatına şiirle başlayan sanatçı, daha sonra hikâye, roman, makale ve oyun türlerinde eserler vermiştir. Türk edebiyatının en önemli dergilerinden biri olan Varlık dergisini yayımlamış, bu dergide pek çok genç yazar ve şairin yetişmesine ön ayak olmuştur. Yaşar Nabi Nayır Eserleri: Kahramanlar, Onar Mısra (Şiir) Bu da Bir Hikâyedir, Sevi Çıkmazı (Hikâye) Bir Kadın Söylüyor, Adem ve Havva (Roman) Nereye Gidiyoruz, Atatürkçülük Nedir, Atatürk Yolu, Edebiyat Dünyamız, Dost Mektupları, Değişen Dünyamız (İnceleme-Makale)

KENAN HULUSİ KORAY (1906-1943)

Yedi Meşaleciler içinde şiirle uğraşmayan tek sanatçıdır. Hikâye, mensur şiir denemeleri yazmış, eleştiri ve röportajlar yapmıştır. Arap dünyasının masallarını andıran ilk hikâyelerinden sonra daha gerçekçi öyküler yazmaya başlamıştır. Özellikle son dönemde yazdığı öyküleri Ömer Seyfettin’i hatırlatan sanatçı, kaderin bir cilvesi olarak yine onun gibi çok genç yaşta ölmüştür. Kenan Hulusi Koray Eserleri: Bir Yudum Su, Bahar Hikâyeleri, Bir Otelde Yedi Kişi (Hikâye) Osmanoflar (Roman)

2019 AYT OTURUMU
16 Haziran 2019 Pazar